Sohbeti Canan, İslami Sohbet, İslami Forum, İslami Site, İslami Arkadaslik, İslami Evlilik

Gönderen Konu: Boyutlar evreni  (Okunma sayısı 72 defa)

Çevrimdışı admin

  • Administratör
  • *
  • İleti: 344
  • Rep 65535
    • Profili Görüntüle
Boyutlar evreni
« : 25 Ağustos 2011, 21:51:09 »
Televizyon ekranında oynayan bir çizgi filmde o an görünen bir film kahramanı olsaydınız kendinizi nasıl hissedersiniz?

Ekrandaki varlığınız için nasıl tehlikeler söz konusu olur ve hayatınız nelere bağlı olur?

Şunlar olabilir:

İki boyuttan (En-boy) oluşan ekranda varlığınızı sürdürürken bir insan gelip televizyonun düğmesini kapatabilir.

Seyreden başka bir kanala geçebilir.

TV vericisinden gelen sinyal kesilebilir.

Elektrik gidebilir.

Böylece yer aldığımız çizgi filmdeki rolümüz sona erebilir.

Evet, ekranda var olan iki boyutlu bir varlık olsaydık var oluşumuz bunlara bağlı olacaktı.

Peki, biz nasıl varlıklarız?

Acaba ekrandaki çizgi film varlıklarından çok fazla bir gerçekliğe mi sahibiz?

Şimdi bunu sorgulayalım:

Televizyon ekranına çok yakından bakacak olursak uzaktan net görünen görüntünün yakından bakıldığında bir ışık karmaşasından başka bir şey olmadığını görürüz.

Bu şu demek: Ekrandaki iki boyutlu görüntü, televizyon tüpünün arkadan ekran camını bombardıman ederek cama yansıttığı elektronlarla oluşuyor.

Televizyonu kapattığınızda elektron bombardımanı duruyor ve ekran kararıyor.

Televizyon açıkken eğer yayın kesildiyse o zaman ekran karıncalanıyor.

Aslında görüntü yayın kesildiğinde ortaya çıkan karıncalanmadan farklı bir şey değil.

Yayının gelmesiyle görüntü oluşması, renklerdeki ayrışmadan ibaret.

Bilim ve teknoloji, bu elektron bombardımanını havada konuşlandırma çalışmalarını sonuçlandırır ve bu başarıya ulaşırsa böylece havada 3 boyutlu görüntü oluşabilecek.

İlk bakışta bir binayı oluşturan yapıtaşı tuğla.

Daha derine inerseniz kum, çimento tanecikleri, toprak vs.

Sonra moleküller

Sonra atomlar, elektronlar…

İnsan yapı olarak bundan farklı değil.

İnsan organizmasının yapı taşı hücre

Daha derine inerseniz moleküller
Sonra da atomlar, elektronlar...

Yani insan, televizyon ekranındaki görüntünün üç boyuta dönüşmüş, yoğunlaşmış bir halinden başka bir şey değil.

Farklı olan atom cinsi, elektron sayısı ve moleküllerin uzaklık farkı.

Varsayalım bir uzaylı kendi özel mikroskoplarıyla gelse ve bizi incelese, bizi TV ekranındaki sanal görüntünün bir boyut daha eklenmiş üç boyutlu hali olarak algılayabilir.

Ve bu görüntünün kaynağını aramaya koyulabilir.

Evet, doğuştan gelen sürekli içinde bulunma, dışına çıkamama psikolojisi içinde insan kendini dünya üzerinde mutlak bir varlık olarak görebilir.

Oysa bu bir yanılgıdan ibarettir.

İnsan yaratanının isim ve sıfatlarının akis ve gölgelerinden oluşmuş izafi bir varlıktır.

Varlığı yaratıcısının varlığına bağlıdır.

Ama bu tecelliler kesilmeden sürdüğü için kendimizi daimi, mutlak ve sabit bir gerçeklik içinde görme yanılgısına düşüyoruz.

Oysa Yaratanın bizi yerleştirdiği bu üç boyutlu ekranın dışında da boyutlar şüphesiz vardır.

Varlığın duyu organlarımız ve algılamalarımızla sınırlı olduğunu düşünmek, TV ekranında oynayan çizgi film kahramanlarının, tüm varlığı içinde bulundukları iki boyutlu ekrandan ibaret görmelerine benzer.

Bizler bir bakıma sanal varlıklarız.

Varlık gerçekliği, bizim algı sınırlarımız dışında mutlaka var olmalı.

Zaman boyutunun olmadığı bir âlem,

Mekân sabitlik ve değişkenliğinden söz edilemeyen bir evren mutlaka olmalı.

İnsanın varlık evi ise, boyutlar evreninde Yaratıcının onlarca boyutta tecelli edebilecek tecellilerinden yalnızca üçünün (en-boy-yükseklik) yer aldığı Dünya adlı yaşlı gezegen.

Eğer içinde yaşadığımız hava, dünyayı çevreleyen atmosfer “şeffaf” diyebileceğimiz seyreltik moleküler bir yapıdan, düşük sayılı elektronlardan oluşmuş atomlardan meydana gelmeseydi varlık bir karanlık içinde bulunacaktı.

Varlığı, toprağın altındaki bir canlı gibi hissedecektik.

Çünkü tüm varlığın yapı taşı aynı. Atom.
Bu yapıda, fotonlar cilveleşiyor ve biz bu temel üzerinde sanal da diyebileceğimiz izafi varlığımızı sürdürüyoruz.

Aslında görünen her şey holografik, eskilerin “esir” dediği, üç boyutlu bir ekran oluşturan şeffaf, camsı bir temel yapı üzerine Yaratanın tecellilerinden, yansımalarından oluşan bir görüntü.

Asıl olan, bizim bir hologramın içinde bulunuyor olmamız.

İçine gömülmemizden dolayı onu anlamaktan da aciziz.
Derin bir uykuda görülen rüyada, uyanıklığın algılanması nasıl mümkün değilse, uyandığımızda fark ettiğimiz saçma rüyaları, rüya görürken mutlak bir gerçeklikmiş ve mantıklıymış gibi algıladığımızı hatırlayacak olursak:

Dünya uykusundan ölümle uyanıncaya kadar bu hayatı gerçeğin kendisi gibi algılamaya devam edeceğiz.

Bazılarımız dünyadayken Allah’ın tecellileri, yansımaları içinde var olmuşken, varlığını devam ettiriyorken Allah’ın varlığını inkâra yeltenecek ama ölüp, boyut değiştirdiğinde ne kadar saçma ve mantıksız bir inançsızlık yaşamış olduklarını fark edecek ve meğer dünya hayatı da bir tür rüyaymış diyecekler!

 



SMF 2.0.1 | SMF © 2011, Simple Machines
Seo4Smf 2.0 © Smf Mod Smf Destek