1- Zekât nisâbı, yirmi miskal, ya'nî 96 gram altın veya bu değerde para veya ticâret eşyâsıdır.
2- Zekât nisâbına mâlik olan kimseye zengin denir.
3- Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına i'tibâr edilmez. Nisâba mâlik olduktan bir sene sonra elde kalan mal, nisâbı buluyorsa kırkta biri zekât olarak fakîrlere verilir. Nisâbdan aşağı ise verilmez.
4- Zekât, kârdan değil, ticâret malının veya paranın tamamından verilir.
5- Senetli, senetsiz alacaklar nisâb hesâbına dahil edilir. Alacaklar tahsîl edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da zekâtları verilebilir.
6- Borçlar, mevcut paradan veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir.
7- Ticâret için olmıyan evler, arsalar, vâsıtalar, fabrikalar, demirbaş eşyâlar zekât nisâbına dahil edilmez. Ticâret için alınıp ticâret için saklanan malların, altın, gümüş, yerli ve yabancı paraların ve elden ele dolaşan hisse senetlerinin zekâtı verilir. Evin, apartmanın, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan kimse, bunların zekâtını verir. Çünkü bunlar ticâret malı olmuştur. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun zekâtını vermez.
8- Bir zenginin bir fakîrden alacağı olsa, fakîre borç senedini verip, "Sana alacağım kadar zekât vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabûl et, böylece ödemiş olalım" dese, fakîr de kabûl etse, zengin zekâtını vermiş olmaz. Çünkü zekât, borç senedi vermekle, râzı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekâtını fakîre vermesi, fakîrin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi lâzımdır. Ev kirasını ödeyemiyen fakîr kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez sadaka olur.
9- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve san'at değerine değil, ağırlığına i'tibâr edilir. Meselâ Reşat altını ile Azîz lira 7.2 gram olarak kabûl edilir. Ya'nî 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir.
10- Kadınların altın ve gümüşten başka diğer süs (zînet) eşyâları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi zînet eşyâlarının zekâtı verilmez. Şâfiî'de ise, kadınların altın ve gümüş dahil süs olarak taktıkları zînetlerin zekâtı verilmez.
11- Zekâta tâbi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.
12- Kadının nisâbın üstünde bileziği varsa, zekâtını kendisi verir. Yâhut, (Benim zekâtımı sen bir fakîre ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parası ile zekâtı verebilir.
13- İmâmeynin kavline göre, borçlu ve fakîr kimseye, hanımı zekât verebilir.
14- Namaz kılmıyan, oruç tutmıyan bir müslümanın da zekât vermesi lâzımdır. Nasıl olsa, oruç tutmuyorum, zekâtımı da vermiyeyim dememelidir! Hiç değilse, borcun birinden kurtulmalıdır!
15- Borcu olmıyan fakîre nisâb miktarı veya daha çok zekât vermek mekrûhtur.
16- Zekât verirken, "Bu benim zekâtım" demeye lüzûm yoktur. "Hediyem" denilse de câizdir.
17- Zekât, ticâreti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir.
18- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline [taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir kabiliyetleri vardır. Ya'nî döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman satılabilir. Bu senetler ticâret malı gibi, zekâtın hesâb edildiği tarihteki piyasa değeri üzerinden nisâba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda, fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisâbına dahil eder.
19- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisâba ulaşıp zengin olan, zengin olduğu tarihi kamerî aya göre bir yere yazar. Meselâ, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisâb kadar parası ve ticâret malı varsa zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez.
20- Bir kimse, ana-babasına, dedelerine, büyük annelerine, evlâdlarına, torunlarına, hanımına ve kâfire zekât veremez. Fakîr olmak şartı ile bir kimse gelinine, dâmâdına, kayınvâlidesine, kayınpederine, kayınbirâderine, üvey çocuğuna zekât verebilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabâya zekât vermek daha çok sevâb olur. (Mevkûfât)
Kurumlara zekât
Soru: Ba'zı kimseler, Kur'ân-ı kerîmdeki Fî-sebîlillah kelimesine, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dahil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekât verileceğini söylüyorlar. Dînimizin bu husûstaki hükmü nedir?
Cevap: Kur'ân-ı kerîmde zekât verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de Fî-sebîlillah ya'nî Allah yolundakilerdir. Bu sınıfa girenler şunlardır:
1- Fî-sebîlillah'tan murâd, fakîr askerlerdir. (Nûr-ül izâh)
2- Fî-sebîlillah'tan murâd, cihâd ve hac yolundaki muhtâçlardır. (R.Muhtâr)
3- İmâm-ı Ebû Yûsüf'e göre, savaşa gidemeyen fakîrler, İmâm-ı Muhammed'e göre de hac yolundaki fakîrlerdir. (Mülteka, Dürer)
4- Gazâ veya hac için çıkıp da nafakası tükenenlerdir. (Tahtâvî)
5- Üç mezhebe göre, gâzi ve askerlerdir. Hanbelî'ye göre hac yolundakiler de dahildir. (M.Kübrâ)
6- Gâziler olduğunda dört mezhebde ittifak vardır. (M.Erbea)
İcmâ olan husûs
7- Zâhid-ül Kevserî hazretleri, Makâlât kitabında, (Hayır müesseselerine zekât verilmesi câiz değildir. Müctehid imâmların hepsi, hayır müesseselerine zekât verilmez demişler ve bu konuda icmâ hasıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmâ'yı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün bir âlim çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetvâ verse, icmâ'yı bozamıyacağı için fetvâsı geçersiz olur. Zaten hakîkî âlim de icmâ'yı bozucu fetvâ vermez.]
Bedâyîde, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu. (C.Fetâvâ)
Eğrisi ve doğrusu
Dinden haberi olmıyan ba'zı kimseler de, kitaptan değil de, kendi aklını ölçü alarak, (zekâttan gâye, fakîrin istifadesidir. Her ne şekilde olursa olsun fakîre yardım edilirse zekât yerine geçer) diyorlar. Bu tamamen yanlıştır. Zekât fonundan fakîre yardım etmekle, fona yatan para zekât yerine geçmez. Meselâ, "Oruç tutmaktan maksat aç kalmaktır. Ha Ramazan ayında aç kalınmış ha Recebde aç kalınmış fark etmez" denilemez. "Kurbandan maksat, bir hayvan boğazlamaktır" denilerek bu hayvanı istenildiği zaman kesmek, kurban olmaz. Kurban vasfı olan bir hayvanı, kurban bayramında kesmek lâzımdır. Zekâtı da dînimizin emrettiği şekilde vermek gerekir.
Ülkemizde, dîne hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'ân kursları, vakıflar, câmiler ve başka hayır kurumları vardır. Buralaryn desteklenmesi elbette lâzımdır. Bunun için bu kurumların bir yetkilisi, bir veya birkaç fakîrden vekâlet alır. Fakîr, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken,
(Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Vekil de, müslümanlardan aldığı zekâtı, talebelerin ihtiyâçlarına, kurumun başka ihtiyâçlarına sarfedebilir. Böylece hem istenilen hayır kurumuna yardım edilmiş ve hem de dîne uygun zekât verilmiş olur.
İbni Âbidîn hazretleri, Bedâyı'de fî-sebîlillah kelimesinin bütün kurbetler (Allah için olan bütün işler) olarak açıklandığını bildirmekte ve Nehr kitabından alarak, (Âlimler, zekât toplıyanlardan başka, bütün sınıflara fakîrlik şartı ile zekât verileceğinde ittifak etmişlerdir) buyurmakta, ayrıca (Mescid, köprü, yol yaptırmak, hac ve cihâd etmek gibi temlik sayılmıyan yerlere zekât verilmez) hükmünü Zeylâî'den naklen bildirmektedir. [Temlik, zekâtı fakîrin eline vermektir.]
Bedâyı'de, fî-sebîlillah kelimesi ile Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Meselâ zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtâr'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadîs-i Şerîfte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek câizdir) buyuruldu. (C.Fetâvâ)
Durum böyle iken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar, yâhut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesîkalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez, nâfile sadaka olur.